Ekonomi yazarlarından 2026 değerlendirmesi

1 Ocak’tan itibaren geçerli olacak asgari ücret yüzde 27 artışla 28 bin 75 lira oldu. Açıklanan bu rakam yaklaşık 30 bin liraya ulaşan açlık sınırının altında kaldı. 2025’te yüzde 122 artan kredi kartı borçlarının açıklanan bu rakamla daha da büyümesi beklenirken, hızlanan dijitalleşme ekonomi gündeminde de geniş yer tutuyor.

Öte yandan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın Aralık 2025 Piyasa Katılımcıları Anketi’nde enflasyon ve yıl sonu dolar/TL beklentileri aşağı yönlü revize edilirken, büyüme tahminleri ise yükseldi. TCMB, temmuz–ekim döneminde yapılan 650 baz puanlık faiz indirimlerinin mevduat ve kredi faizlerinde de belirgin bir düşüşe neden olduğunu belirtti.

Peki ekonomiyi 2026’da neler bekliyor? 2026 beklentileri bugün ekonomi yazarlarının gündeminde geniş yer tuttu…

NAKİ BAKIR’DAN YATIRIM UYARISI: PARANIN ROTASI DEĞİŞİYOR

İçeride Merkez Bankası’nın faiz indirimleri, çift haneli enflasyon, güven açığı, enf­lasyon hafızası ve siyasal belir­sizlik; dışarıda jeopolitik riskler, küresel ekonomide yavaşlama­nın devam etmesi ve savaşın ya­yılma olasılığına dikkati çeken Dünya Gazetesi yazarı Naki Bakır, “2026 yı­lında paranın rotasında radikal değişim bekleniyor.” dedi.

Bakır 2026 beklentilerine ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Küresel finans sisteminde­ki köklü değişimin işaretleri ile 2025’in özellikle ikinci yarısın­dan itibaren tüm dünyada hızla yükselişe geçen altın fiyatlarının bu seyri 2026 yılı boyunca da de­vam ettirmesi genel beklentiyi oluştururken, Türkiye’de devam etmesi beklenen faiz indirimle­rinin sabit faizli TL enstrüman­ların cazibesini azaltacağı öngö­rülüyor. 2026 için genel öngörü, faizde bekleyerek zenginleşme döneminin kapanacağı, altın merkezli portföy çeşitlemesi ile riski dağıtanların kazançlı çıka­cağı yönünde. Uzmanlar 2026’da Türkiye’de TL’nin görece değer kaybı riskiyle karşı karşıya kala­bileceğini, bu nedenle döviz, altın ve gerçek değer üretebilen var­lıklara yönelimin, sabit getirili TL enstrümanlara kıyasla daha avantajlı olacağını belirtiyor.”

Bakır 2026 senaryolarına karşı uyarılarını şöyle sıraladı:

“ 1- Tek sepete koyma!

TL, döviz, altın birlikte olmalı.

2- Uzun vadeli sabit faizden kaçın! Faiz–enflasyon uyumsuzluğu riski yüksek.

3- Hisse seçimi “hikâye” değil, bilanço! Borçluluk, döviz pozisyonu, nakit akışı kritik.

4- Jeopolitik risk = Altın sigortası!

Altın portföyde her senaryo için gerekli.”

ŞEVKET SAYILGAN: ENFLASYON DÜŞÜYOR AMA HAYAT UCUZLAMIYOR

Dünya Gazetesi yazarı Şevket Sayılgan “2026’ya girerken Türkiye ekonomisi değerlendirme raporu” adlı yazısında kriz başlıklarını tek tek sayarak çözüm önerilerini kaleme aldı.

Türkiye ekonomisinin 2026 yılına girerken, son on yılın en kri­tik eşiklerinden birinde durduğunu belirten Sayılgan, “Ekonomi yönetimi, son iki yıl­dır uygulanan sıkı para politikası ve görece rasyonel adımlarla “is­tikrar” vurgusu yapıyor. Enflas­yon düşüyor, rezervler toparlanı­yor, finansal piyasalarda görece bir sakinlik sağlanmış görünüyor. Ancak bu tabloya yakından bakıl­dığında, karşımıza çıkan manzara şu: İstikrar var ama gelir dağılı­mı bozuk; denge var ama büyü­me zayıf; disiplin var ama bek­lenti sınırlı.” dedi.

“Enflasyon düşüyor ama hayat ucuzlamıyor” diyen Sayılgan ekonomideki kriz başlıklarına ilişkin çözüm önerilerini şöyle aktardı:

“Türkiye’nin 2026’ya girerken ihtiyacı olan şey yalnızca düşük enflasyon değil; adil, üretken ve kapsayıcı bir büyüme modeli.

Bunun için:

1.Para politikası, enflasyonla mücadeleyi sürdürürken reel sek­törü tamamen boğmayan bir den­geye oturtulmalı

2.Vergi sistemi, dolaylı vergi­lerden doğrudan vergilere kaya­cak şekilde reforme edilmeli

3.Seçici kredi ve teşvik me­kanizmaları, üretim ve ihracat odaklı sektörlere yönlendirilmeli

4.Eğitim, teknoloji ve verim­lilik eksenli sanayi politikaları güçlendirilmeli

5.Hukuk, öngörülebilirlik ve kurumsal güven yeniden tesis edilmeli”

NEVZAT SAYGILIOĞLU: ENFLASYON DÜŞECEK AMA NASIL

Ekonomi Gazetesi Nevzat Saygılıoğlu bugünkü yazısında 2026 enflasyonunu değerlendirdi. “Merkez Bankası’nın enflasyona ilişkin ara hedefini 2026 yılı ilk enflasyon raporunda değiştirmesi ve aynı şekilde 2026 yılı Eylül ayında yayımlanacak 2027-2029 dönemi Orta Vadeli Programa da bu değişikliğin yansıması bekleniyor.” dedi.

“Enflasyon rakamlarındaki değişik tahminlere rağmen 2026 yılında düşüş olacağı anlaşılıyor.” diyen Saygılıoğlu, bunun sebeplerini şöyle sıraladı:

“- TÜİK’in tüketici fiyatları sepetindeki ağırlıkları ve fiyat derleme yöntemleri ile ilgili olarak güncelleme yapacağını ve bunun 2026 yılına yansıyacağını unutmayalım. Özellikle konut kira harcamaları içerisindeki değişen devlet sübvansiyonları ile gıda ağırlıklarının değişeceği biliniyor.

– Baz etkisiyle 2026 yılı Ocak ayı enflasyonu çok düşecek ve bu etki kısmen devam edecek.

– Yeniden değerleme oranının yüzde 25.49 gibi düşük bir oran olarak şekillenmesi de buna bağlı ayarlamaları etkileyecek.

– Hazine ve Maliye Bakanı’nın bazı düzenlemelerde yeniden değerleme oranının altında bir oranın belirleneceğini ifade etmesi de fiyat artışlarına az etki yapacak.

– Bu arada yeni yılda yönetilen ve yönlendirilen fiyat mekanizmasının etkin bir şekilde uygulanacağı anlaşılıyor.

– İthalatta ticaret politikası önlemleri yoluyla 5 bini aşkın malın ithalatı ayarlanabilecek ve bu şekilde bir tür yönetilen ve yönlendirilen fiyat mekanizması çalıştırılmış olacak.

– 2005 yılında Hazine ve Maliye Bakanı’nın diline pelesenk ettiği tarımda don ve kuraklık konusunun bu yıl olmayacağı bekleniyor. Ki bu da baz etkisiyle tarımda fiyatların düşmesine yol açacak.

– Hükümetin asgari ücrette artışı sınırlı tutacağının beklenmesi fiyatları olumlu etkileyecek.

– Aynı şekilde işçi ve memur emeklilerinin ücretlerinin de mevcut geçmiş enflasyon oranlarına göre ayarlanması hususu da fiyat artışlarını frenleyecek.

– Zaten hanehalkının alım gücü düştü, mecali kalmadı. Bunun piyasada fiyatları artırmayacağı anlaşılıyor.

– İş dünyasının da gelecek enflasyon beklentilerine inancının artması fiyat artışlarına çok imkan vermeyecek.

Yukarıda bir kısmını sıralamaya çalıştığımız gerekçeler, 2026 yılı enflasyon oranında düşüşü veya kısmen iyileşmeyi sağlayacağını ortaya koyuyor.”

İBRAHİM ÜNALMIŞ: 2026 YILINDA KREDİ POLİTİKASI

“Kredi büyümesinin mil­li gelir, cari açık ve enf­lasyon üzerinde önemli etki­leri var. Olması gerekenden yüksek kredi büyümesi eko­nomik aktiviteyi canlandı­rırken cari açığı ve enflasyo­nu yükseltiyor.” diyen Dünya gazetesi yazarı Prof. Dr. İbrahim Ünalmış, 2026 yılına ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

“TL’nin istikrarlı seyretti­ği dönemlerde döviz kredisi kullanmak cazip hale geliyor. 2025 yılında %36 seviyesine çıkan yıllık döviz kredisi bü­yümesi son dönemde makro­ihtiyati politikaların etki­si ile %12,7’ye geriledi. Bizim 2026’ya dair ilk senaryomuz­da döviz kredilerinde bir mik­tar yavaşlama öngördük ve yıllık %8,3’lük bir artış varsay­dık. Sepet kurun yıllık %22,5 art­tığı ve krediler/GSYİH oranının sabit kaldığı durumda TL kredi artış hızı %10, toplam kredi artı­şı %18.5 olarak gerçekleşiyor. Bu senaryoda krediler/GSYİH kısıtı nedeniyle TL kredi artış hızının oldukça yavaş olduğu ve toplam kredilerin reel olarak daraldığı gözleniyor. Bu senaryoda TL kre­dilerin büyüme hızını artırabili­riz, bu durumda da döviz kredile­rinde daralma söz konusu oluyor. Bir başka deyişle, kredi/GSYİH oranının sabit tutarsak ya da dü­şürürsek ciddi bir kredi daralma­sına ihtiyaç var.

Alternatif olarak toplam kredi­lerin reel olarak sınırlı miktarda arttığı 2025’e benzer bir senar­yo düşünebiliriz. Yine döviz kre­dilerinde %8,3’lük, sepet kurda %22,5’lik yıllık artış varsayalım. Toplam kredilerin %25 arttığı se­naryoda TL kredi artış hızı %21’e yükseliyor ve kredilerin milli ge­lire oranı iki puan artarak %38,5’e yükseliyor. Sonuç olarak; kredi/ GSYİH oranındaki düşüşte daha fazla alan kalmadığını, 2026 yı­lında bir miktar artış yaşanabile­ceğini düşünüyoruz. Yılın ilk ya­rısında mevcut kredi kısıtlarının devam edeceğini, yılın ikinci yarı­sında ise kredi kısıtlarının hedefli olarak TL krediler lehine bir mik­tar gevşetilebileceğini değerlen­diriyoruz.”

ZEKİ GÜNDÜZ: HAZIRLANIN, KÖPRÜDEN ÖNCE SON ÇIKIŞ OLABİLİR

Dünya Gazetesi yazarı Zeki Gündüz, 2026 yılında işletmelerin gündemine girecek elektronik envanter (e-envanter) sistemini kaleme aldı. Gündüz, 2025 yılında beklenen e-envanter defteri imkanının 2026 yılı için ihtiyari olacağını ancak çok çabuk herkesin zorunlu olduğu aşamaya gelineceğini belirtti.

“Gelecek sene olmazsa bir sonraki sene herkesi kapsar hale gelinecektir.” Diyen Gündüz “ e-fatura, e-irsaliye, e-gider makbuzu, e-defter tüm mükellefleri dijital ortamda çok görünür ve şeffaf hale getirdi. Bu nedenle aslında belki farkında değiller ama herkes e-envantere geçti.” diye yazdı.

Gündüz, “Elektronik envanter defteri tutma zorunluluğu geldiğinde hazır değilseniz ilk yıldan itibaren izah üstüne izah yapmak zorunda kalır, vergi dairesinden işe gidecek zaman bulamayabilirsiniz” uyarısını yaparak şirketlere ‘hazırlanın’ tavsiyesinde bulundu. Geçen senelerde ısrarla gelmekte olanı anlatmış, sürekli uyarılarda bulunmuş ve ‘eski alış-kanlıklarınızı unutun başka bir dönem geliyor’ demiştim. 2025’i kapatırken bu sefer stoklar ve üretim maliyetleri için aynı uyarıyı yapayım. Bu sene sonu itibarıyla hesaplarınızı toparlayın ve yeni seneye düzgün başlayın. Bu köprüden önce son çıkış olabilir. Bu sene sonunda stok hesaplarınızı fiili durumla uygun hale getirin. Fazlanız varsa kayda alın, noksanınız varsa yine gerekli kayıtları yapın. 2025 düzeltme yılınız olsun, 2026’ya düzgün başlayın. Kendinizi zorunlu elektronik envanter dönemine şimdiden hazır hale getirin. Stokların envantere ayrıntılı kaydının yapılması, yıl içi ve yılsonu stokunuzu mali idarenin de kontrol edebileceği sapmaları fark edebileceği bir imkân yaratacak” dedi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir