305 bin kişinin yaşadığı 35 bedevi köyüne ne elektrik ne su ne de eğitim ve sağlık gidiyor

Img

Uluslararası Yerli İşleri Çalışma Grubu’nun (IWGIA) 2025 yılında hazırladığı “Yerli Dünyası” raporuna göre, İsrail nüfusunun yaklaşık %3,5’ini oluşturan Necef-Nekab (Negev) bölgesindeki Bedeviler, bugün kendi topraklarında en temel insani haklardan mahrum bırakılarak büyük bir hayatta kalma mücadelesi veriyor. Yarı göçebe bir geçmişe sahip olan bu topluluk, devletin “tanımama” politikaları ve jet hızıyla artan yıkımlarla sistematik bir yerinden edilme süreciyle karşı karşıya.

35 köyü yok sayıyor

Necef bölgesinde yaşayan yaklaşık 305 bin Bedevinin yarısından fazlası devlet eliyle kurulan planlı kasabalarda ve resmi olarak tanınan 11 köyde ikamet ediyor. Geri kalan büyük bir nüfus, devletin haritada yok saydığı “35 tanınmayan köyde” yaşıyor.

Devlet tarafından tanınmayan bu köylere elektrik, su, kanalizasyon, eğitim ve sağlık gibi en temel kamu hizmetleri götürülmüyor.

Hizmetlere erişimi engelleyen bu yasal statüsüzlük, Bedevileri İsrail’in en yoksul ve en marjinal topluluğu haline getiriyor.

4.900’den fazla yapı yok edildi

İsrail hükümeti, 2024 yılında “yasadışı inşaat” ve “altyapı projeleri” gerekçesiyle tanınmayan köylerdeki ev yıkımlarını daha önce görülmemiş bir seviyeye taşıdı. Yıl boyunca Bedevilere ait 4.900’den fazla ev ve temel yapı yerle bir edildi.

1950’lerde devlet eliyle buraya yerleştirilen Ümmü el-Hiran köyü, “Dror” adında yeni bir Yahudi dini yerleşimi kurulması amacıyla Kasım 2024’te tamamen yıkıldı. Köy sakinleri zorla tahliye edilerek başka bir kasabaya nakledildi.

İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, bu agresif yıkım operasyonlarını Bedevi topluluklarının bölgede yarattığı iddia edilen “anarşiyi” çözmek için gerekli bir adım olarak nitelendirerek savundu.

Tartışmalı “Rifman Yasası” ne getiriyor?

Yıkımların gölgesinde, Necef’teki Bedevi yerleşimlerini düzenleme ve ekonomik kalkınma iddiasıyla gündeme getirilen “Rifman Yasası” büyük tartışmalara yol açtı.

Yasanın destekçileri bunu bir entegrasyon ve kalkınma aracı olarak sunsa da bağımsız gözlemciler ve insan hakları örgütleri yasanın gizli tehlikelerine dikkat çekiyor. Eleştirmenlere göre bu tasarı, Bedevileri genel İsrail vatandaşlarından ayırarak “özel ve kısıtlayıcı” bir hukuki rejime tabi tutuyor. Bedevi temsilcilerinin planlama ve karar süreçlerinden dışlanması, bu yasanın geçmişteki zorunlu göç planı olan “Prawer Planı” ile aynı amaca hizmet ettiğini, yani mülksüzleştirmeyi yasal kılıfa uydurduğunu gösteriyor.

Buna karşı Bedevi dernekleri ve sivil toplum kuruluşları, köylerde eğitim atölyeleri düzenleyerek, yasal itiraz dilekçeleri toplayarak ve doğrudan İsrail parlamentosu Knesset’teki oturumlara katılarak yasaya karşı aktif bir direnç gösteriyor.

Saʿwah’da ağaçlandırma durduruldu

Tüm bu baskı iklimine rağmen, Bedevilerin barışçıl direnişleri yerel düzeyde önemli kazanımlar da elde ediyor.

Bunun en somut örneği Saʿwah köyünde yaşandı. Keren Kayemeth LeIsrael-Yahudi Ulusal Fonu’nun (KKL-JNF), mülkiyeti mahkemelik olan Bedevi tarım arazilerinde başlattığı ve bir “yeşillendirme” projesi adı altında yürütülen ağaçlandırma faaliyetleri, halkın kararlı ve örgütlü barışçıl protestoları sonucunda durduruldu. Bu gelişme, kolektif yerel eylemlerin devlet destekli projeleri durdurmadaki gücünü bir kez daha kanıtladı.

yok

Author: Tolga Çelik